Son - Part 1: Ziyaret





SON
PART 1
ZİYARET





   Su adlı kısa sarı saçlı genç bir kız, başını öne eğmiş dalgınca yürüyordu. Şehrin kalabalık caddelerinden, sokaklardan geçtikten sonra daha tenha bir yola döndü. Bir köprünün üzerinde olduğunu fark ettiğinde başını kaldırıp etrafa bir göz gezdirdi: Manzaranın güzelliğine takıldı bir anda. Ama öylesine mutsuzdu ki bu güzel manzara onu rahatlatacağına daha çok üzmüş, ağlamaklı olmuştu. Yeni oluşmaya başlamış gözyaşlarını elinin tersiyle sildi. Kendinden emin bir tavırla köprünün tutamaçlarını sıkıca tuttu. Yüzü öfkeyle gerildi. İçinden bir an atlamak geçti. Gerildi, tam bunun için davranacaktı ki uzun, kızıl saçlı genç bir kadın ona seslendi:
  “Bunu yapmana gerek yok”
  Genç kadın, Su'nun az ötesinde onun gibi köprüden manzaraya bakıyordu. Su; bu genç kadın ne zaman gelmişti veya aslında hep orada mıydı, bilemiyordu.
  “Neyi?” diye sordu Su.
  “Kendini öldürmene… Bunu düşünmüyor muydun?”
  Korku ve endişeyle genç kızın yüzü gerildi, gözleri irileşti. Ama bu kısa sürmedi ve peşi sıra hafifçe gülümseyerek sordu:
  “Çok mu belli oluyor?”
  “Hayır, sadece düşüncelerini okuyabiliyorum.” dedi genç kadın. Su, bu söz karşısında hafifçe güldü. Ama genç kadının soğuk yüzü tüyler ürpertici şekilde hiç gülümsemiyordu.
  “Düşüncelerimi okuyabiliyorsan adımı da söyle de tam olsun”
  “Eğer şimdi söylersem beni sapığın sanabilirsin.”
  “Akıllı cevap.” dedi Su yüzündeki gülümsemesi yavaşça kaybolurken. “Şimdi izin verirsen yalnız kalabilir miyim?”
  “Hayatın bu kadar değersiz mi?” dedi genç kadın. Bunun üzerine Su, öfkeyle genç kadına döndü:
  “Bana baksana sen! Her şeyi bildiğini falan mı zannediyorsun?! Ne yaşadığıma dair bi’ bok bildiğin yok!”
  “Herkesin yaşadığı zorluklar var.”
  “Öyle mi? Peki söyle o zaman hiç ailen tarafından dışlandın, dayak yedin hatta sonunda evlatlıktan reddedildin mi? Ya da en yakınım dediğin arkadaşların tarafından küçük düşürüldün mü? Yetmezmiş gibi türlü oyunlarla suçlanıp işten kovulmana sebep olundu mu? Ve tüm bunlar sadece değiştiremediğin cinsel kimliğin yüzünden oldu mu? He?! Söylesene!!’’
  “Bu onların hatası, senin değil” dedi genç kadın, Su’ya yaklaşarak. Sonra çekici bir tavırla Su’nun kısa saçlarını okşadı, ona iyice sokuldu,yanağını yanağına değdirerek dudaklarını genç kızın küçük kulağına kadar götürdü ve “Farklı olmak bir suç değil, ayrıcalıktır.” diye fısıldadı. Sonra hafifçe geri çekildi ve göz göze geldiler.
  “Kimsin sen?” diye sordu Su.
  “Gerçeği mi duymak istersin, yoksa duymak istediğini mi?”
  “Gerçek tabii ki.”
  Genç kadın, Su’dan bir kaç adım uzaklaşıp yeniden köprüdeki manzarayı izlemeye koyuldu.
  “İnanmayacak olsan bile mi?" dedi genç kadın, Su'ya dönerek
  "Bu kadar ön yargılı olma" diye karşılık verdi Su, kendinden emin bir tavırla.
  "Adım Kar."
  "Memnun oldum Kar, ben de Su. Peki nerelisin, ne iş yapıyorsun?"
  "Burası bana inanmamaya başlayacağın yer. Gelecekten geliyorum, bir kanun kaçağıyım."
  “Aynı zamanda düşünce de okuyordun değil mi?"
  "Evet" dedi Kar.
  "Anladım, hafiften delisin yani. Peki madem zaman yolcususun, neden bu zamana geldin onu da söyler misin?”
  “Büyük felaket yaşanacak yerlere gidiyorum, izimi kaybettirmek böylece daha kolay oluyor. Çok kısa bir süre sonra da Dünya'da büyük bir felaket olacak.”
  “Ya bende de sorun var, ciddi ciddi dinliyorum seni kaale alıp. Hadi ablacım, işletecek başka birini bul. Hadi, güle güle... Gitmiyor musun? Tamam o zaman ben defoulup giderim” dedi Su ve arkasını döndü. Tam uzaklaşacaktı ki karşısında bir anda Kar belirdi. Kar'ın bir saniyeden kısa sürede yer değiştirmesinden ürperen Su, korkuyla bir adım geri çekildi. Geri dönüp koşmaya çalışınca da birine çarptı, ve düştü: Bu kişi yine Kar’dı. Su, korkudan deliye dönmüş gözleriyle Kar’a korkuyla bakmaya başladı. Karşısında bir anda yarı bulanık şekilde Kar’ın üç farklı versiyonunu gördü. Ağır ağır doğruldu. Gözlerini kapadı ve başını bir kabustan uyanmak istercesine sert bir şekilde iki yana salladı. Gözlerini yeniden açtığında Kar tek kişiydi yine.
  “Nasıl bir hile bu bilmiyorum ama çekil git önümden.” diye bağırdı Su ve Kar’ın yanından geçip hızla uzaklaşmaya başladı.
  “Lise sondaki resim öğretmenin Yeliz'e aşıktın. Bunu da kimseye söylememiştin, değil mi?”
   Su, bir anda donup kaldı olduğu yerde. Geri döndü ve Kar’a hayretle irileşmiş gözlerle bakakaldı:
  "Gerçekten doğ..." diye başladı Su ama Kar onun sözünü kesti.
  “Gerçekten doğru söylüyor olabilir misin, diyecektin. Özellikle de bu Dünya hakkında."
  Su, şaşkınlık ve dehşetle başını olumlu anlamda salladı ve Kar'ın gözlerine baktı. Bir anlığına karanlık havaya rağmen Kar'ın gözlerinin içinde kodların geçtiğine yemin edebilirdi.
  "Ne yazık ki doğru.” dedi Kar.
  “Sen… Gerçekten beynimdekileri okuyorsun… Eğer bu korkunç bir rüya değil de her şey gerçekten dediğin gibiyse… Öyleyse Dünya'da nasıl bir felaket olacak?”
  “Dünya'daki tüm canlı hayat kısa bir süre içinde son bulacak.”
  “Ne zaman?”
  "Beş gün sonra"
  “Hayır!" dedi Su. "Böyle olmamalı. Madem gelecekten geldin, bunun sebebini de biliyorsundur. Önleyemez misin?”
  “Bunun tek bir sebebi yok. Ama temelde tamamen siz insanların suçu: Gezegenin tüm kaynaklarını, doğayı tüketen sisteminizin getirisi bu. Bir kaç dakika öncesine kadar seni ölüme sürükleyen bu  sistem değil miydi? Sevineceğin yerde neden bu sistemi ve onu yaratan insanları kurtarmak istiyorsun?”
  “Aslında biliyor musun? Haklısın. Hepsinin canı cehennneme... Hatta dünyanın yok oluşunu senin gibi keyifle izlemeliyim" dedi Su kararlı bir şekilde. Kısa bir an durdu ve yüzü endişeyle gerildi: "Peki ya çocuklar? Kediler, köpekler, diğer canlılar? Hepsi mi ölecek?"
  Kar, başını olumlu anlamda salladı.
  "Böyle bi' şey istemiyorum. Bunu önlemenin bir yolu olmalı. Yardım etmelisin."
  "Ne yazık ki yapamam."
  "Yani kendin için zamanda kaçabiliyorsun, ama yardım edemiyorsun öyle mi?"
  "Bu öyle işlemiyor."
  "Sahi neden kaçıyordun? Bir suçluydun, değil mi?"
  “Kendimden kaçıyorum, geçmişimden. O yüzden bedenimi ve hafızamı silmek zorunda kaldım, yakalanmamak için.”
  Kar, Su’ya yaklaştı ve onun yüzünü tuttu.
  “Bir tek ciddi durumlarda hafızam yerine gelecekti. Ölüm-kalım gibi durumlarda. Anlıyor musun?”
  Su duraksadı. Korkuyla yutkundu. Sonunda korkudan titreyerek konuşabildi:
  "Yani senle ben... Aslında aynı ki...?" diye söze başladı Su ama Kar sözünü kesti:
  "Tam olarak değil."
  "A... Anlamıyorum! O zaman beni niye kurtardın, beş gün daha yaşayayım diye mi?"
  "Sana bir şans verebilmek için."
  "...Ne... Neden ben?"
  "Çünkü bana benziyorsun" dedi Kar, kısa bir duraksamanın ardından. "En az benim kadar yalnızsın" diye devam etti hüzünlü bir edayla. Su'ya iyiden iyiye sokuldu. Su'nun gözleri korku ve heyecanla irileşti. İkili göz göze geldi ve aralarında güçlü bir çekim oldu. Sonunda hem Su hem de Kar gözlerini kapadı ve öpüşmeye başladılar. Öpüşme sırasında sıcak bir havanın yüzüne vurduğunu hissetti Su.
   Öpüşmenin sonunda Su, gözlerini açtığında karşısında Kar'ı göremedi ve bir anlığına bir çölün ortasında hissetti kendini. Bunu görmüş müydü yoksa hayal mi kurmuştu emin değildi. Ama şaşkınca etrafa bakınırken hala köprüde olduğunu farketti. Sorar gözlerle Kar'a baktı ama o gerçekten de ortadan kaybolmuştu. Kimseyi göremeyince yavaşça arkasını döndü ve köprüdeki manzaraya baktı bir süre. Şaşkınca manzarayı izledi. Sonrasında yüzü bir anda ciddileşti. Parmak uçlarıyla dudaklarına dokundu; derin bir iç çekti. Ardından köprüden ayrılıp yola döndü ve ağır adımlarla oradan uzaklaştı.






Gökhan Cılam
2017










Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ARAYIŞ

Umudun Karanlık Dalgaları

Yaratıcılık Üzerine