Yaratıcılık Üzerine
Yaşadığımız zamanda artan insan nüfusuna rağmen yaratıcı ve kaliteli eserlerin nadiren çıkması hiç de şaşırtıcı değil. Yeni üretilen eserleri büyük bir açgözlülükle tüketip hemen tüketecek başka şeyler arıyoruz. Dinleyip de çok beğendiğimiz bir şakıyı 2-3 gün içinde tekrar dinlemez hale gelebiliyoruz. Zamanında okuduğumuz bir kitabı veya izlediğimiz bir filmi başkasına önerirken eserin konusu sorulduğunda öyküsünü hatırlamadığımızı hayretle farkedebiliyoruz. Bu da bilgiyi ve yaratımı değersizleştirip bayağılaştırıyor. Bunun suçlusuysa kuşkusuz biziz. İçinde yaşadığımız tüketim çılgınlığı içindeki dünyaya o kadar kaptırmışız ki kendimizi, görmeden sadece bakarak geçiyoruz her şeyi, herkesi.
Anlamsız bir kibirle ve ön yargıyla bakabiliyoruz dünyaya. Aile ve arkadaş çevresinden gördüklerimizin dışında bir iki kelam duyduğumuzda hiddetle bu görüşlere karşı çıkabiliyoruz. Bir de çok saygın bir sanatçının eserinde yakın çevremizden gördüklerimizin dışında bir şey varsa onu lanetleyip taşa tutabiliyoruz. İnsanlara bir şeyler verebilmek uğruna bu kadar acı çekmeyi göze alan sanatçıyaysa kimse sahip çıkmıyor. Zira sistemin kirli ve paslı çarklarına müdahele ettiğinden sistemin duvarları üzerine gelir onların. Oysa sistem çarkları içinde hızla tükenebilecek, etliye sütlüye bulaşmayan bir eser çıkaran sahte sanatçılar oldukça başarılı oluyor toplum içinde. İnsanların okurken veya izlerken beynini yormayacağı, aslında hali hazırda bildiği şeyleri süsleyip püsleyerek sunan bu kişiler bir de sistem içinde kendilerine yandaş buldu mu en lüks ve rahat hayatı yaşayıp saygı görüyor diğer insanlar tarafından. Bu sahte sanatçıların eserleri fast food yemekler gibi hızlı tüketilen ama vücuda oldukça zarar veren ve hazımsızlık yapan şeylerdir. Bu eserler kalbimizi yağla tıkamasa da beynimizi susturur, kişiyi üstün kılan düşünme gücünü ondan alıverir.
Hal böyleyken zor ama doğru yolu seçen yaratıcı sanatçılar, insan nüfusunun artış oranıyla zıt şekilde hızla azalmaktadır. Bizse gerçek yerine sahte sanatçıların sahte ürünleriyle çılgın tüketim dünyasındaki kısa ömrümüzü hızla geçiriyoruz. Geriye dönüp baktığımızda hayatı dolu dolu yaşadığını kaçımız iddia edebilir? Tüketim çağı bizi de tüketene kadar böyle yaşamaya mahkum muyuz?
Yorumlar
Yorum Gönder